1 Aralık 2023 Cuma

KADININ SAÇI SÜS MÜDÜR?

İnanan inanmayan herkesin mutlaka bilgi sahibi olduğu ve dolayısıyla yorum yaptığı Nur Suresi 31. ayeti bugün konu alacağım. Ayette geçen "Hımar" sözcüğüne ya da örtünün/baş örtüsünün nereleri kapatması gerektiği gibi konulara hiç değinmeyeceğim. Çünkü hem konu hakkında fazlasıyla yorumlar yapıldı/yapılmakta hem de sözcüğün anlamının örtü yahut baş örtüsü olması bu kısa yazının sonucunu değiştirmemektedir.

O halde ilgili ayeti okuyarak başlayalım.

AYET:

Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Hımarlarını (örtülerini/başörtülerini) yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.

AÇIKLAMA: 

Ayette kalın yapılan iki cümlede bahsedilen "SÜSLER" üzerinden gitmek istiyorum. Çünkü bu sözcüğün bizi sonuca daha rahat götüreceğine inanıyorum. 

Ayetin başında "SÜSLERİN" kendiliğinden görünenler hariç olmak üzere örtülmesi/kapatılması emredilmiştir.

Ayetin sonunda ise örttükleri/kapadıkları/gizledikleri "SÜSLERİN" belli olmaması için kadınların ayaklarını yere vurmaması emri verilmiştir.

Şimdi düşünelim; 

Soru 1: Eğer kadının saçı "SÜSLERDEN" biri ise ve örtülünce/kapatılınca/gizlenince ayakların yere vurulması ile örtü içerisinde belli olacak mıdır ve belli olacaksa da erkekler tarafından bilinmesi erkeklerde herhangi bir his uyandıracak mıdır? Kadının saçını ayette ifade edildiği gibi ilgili "SÜSLERDEN" sayabilir miyiz?

Soru 2: Ayaklar yere vurulduğunda örtü içerisinde belli olacak "SÜSLER" acaba erkeklerde şehvet uyandıracak başka bölgeler midir?

Siz düşüncelerinizi yorumlarda belirtirsiniz ancak ben burada kendi düşüncemi paylaşmak istiyorum.

Soru 1'e verilecek cevap Hayır olacaktır. Çünkü örtülen/kapatılan/gizletilen saç sizin de tecrübe ettiğiniz üzere hiç bir surette (açılmadığı takdirde) başkaları tarafından bilinemeyecek ve fark edilmeyecektir ve bu sebeple de erkekler tarafında hiç bir his uyandırmayacaktır.

Dolayısıyla Soru 2'ye verilecek cevap da Evet olmalıdır. Bunu açıklamaya bile gerek yok çünkü genel olarak kadınların gizleyip de ayette belirtildiği gibi yürümesiyle neyin erkeklerde şehvet uyandıracağı zaten herkesin malumudur.

Sonuç olarak yukarıdaki iki soruyu inceleyip cevap verdiğimizde anlıyoruz ki kadının saçı örtülmesi istenilen "SÜSLERDEN" sayılmamaktadır. Bu yüzden "HIMAR" sözcüğüne ister örtü deyin ister baş örtüsü deyin kadının saçının örtülmeyecek "SÜSLERDEN" olduğunu anlamış bulunuyoruz. 

Tabi ki her yorum tartışmaya açıktır ve mutlak doğru değildir ve tabi ki sözün en doğrusunu Alemlerin Rabbi bilmektedir.

18 Kasım 2020 Çarşamba

Muhammed Peygamber'in "Alemlere Rahmet" Olması

(21)Enbiya:107 Biz, seni âlemler için sadece bir rahmet olarak gönderdik.

 

İstisnasız herkes yukarıdaki ayeti bir şekilde duymuştur. Ayet ile ilgili çok farklı söylemler olduğu da hepimizin malumu. Fakat burada 21:107 ayetinin incelemesini herhangi bir tefsire danışmadan sadece Kur'an ile yapmaya çalışacağım. 

Ayeti daha iyi anlayabilmek için “Alemler" ve "Rahmet" sözcüklerinden ne anlamalıyız, işte bu soruya cevap bulmamız gerekmektedir.

Öncelikle “Âlemler” sözcüğü başka hangi ayetlerde ve ne şekillerde kullanılmış, bakalım:

o Hani melekler: "Ey Meryem! Allah, seni seçti, arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına tercih etti." demişti. (3:42)

o Ve o (Meryem), namusunu korudu. Ona ruhumuzdan üfledik.* Ve kendisini ve oğlunu (İsa) âlemler için bir ayet kıldık. (21:91)

o İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da. Hepsini âlemlere öncü kıldık. (6:86)

o  Ant olsun ki İsrailoğulları'nı bilerek âlemler üzerine tercih ettik. (44:32)

o Şehir halkı: "Seni, âlemlerin işine karışmaktan men etmedik mi?" dediler. (15:70)

o Siz âlemlerin arasından erkeklere mi yöneliyorsunuz? (26:165)

 

Yukardaki ayetleri incelediğimizde Allah Meryem’i çağdaşı olan diğer kadınlar yerine seçerek (3:42) onu döneminin insanları için bir işaret (ayet) kılmış (21:91), kimi seçilmiş insanlar ise nebilik/resullük görevleri gereği birlikte yaşadıkları insanlara liderler yapılmış, İsrailoğulları ise dönemindeki topluluklardan üstün tutulmuşlardır. (6:86)

Lut peygamberin kapısına dayanan şehir halkı Lut Peygambere kimsenin (bkz: el âlem) işine karışmamasını öğütlemiş (15:70), Lut Peygamber de şehir halkını o çağda kimsenin yapmadığı şeyleri yapmakla suçlamıştır. (26:165)

Görüleceği üzere âlemler sözcüğü bu ayetlerde bildiğimiz anlamda âlemler, dünyalar, evrenler gibi anlamlarda kullanılmamış olup sadece ve sadece “döneminin insanları” için kullanılmıştır.

Bunların dışında Şuara suresinde geçen Musa Peygamber ile Firavun arasındaki “Alemlerin Rabbi” diyaloğuna bakalım:

o Haydi! Firavun'a gidin ve ona: "Biz, âlemlerin Rabb'inin rasulleriyiz." deyin. (26:16)

o Firavun: "Âlemlerin Rabb'i de nedir? dedi. (26:23)

o Musa: "Eğer bütün gerçekliği ile doğruyu bilmek istiyorsanız, bilesiniz ki O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabb'idir." dedi. (26:24)

o Musa: "Sizin de Rabb'iniz, sizden önceki atalarınızın da Rabb'idir" dedi. (26:26)

Kendisini halkının Rabbi olarak gören (79:24) Firavun Âlemlerin Rabbinin ne olduğunu sorduktan sonra Musa Peygamber verdiği detaylarla sadece Firavun’un ve halkının değil diğer halkların da hatta atalarının da Rabbi olduğunu (26:26) söylemiştir. Musa sadece o anda var olan insanların değil atalarının da Rabbi olduğunu belirtmektedir. Bunun dışında biraz daha detay vererek sadece insanların değil yeryüzündeki her şeyin Rabbi olduğunu (26:24,28) da belirtmiştir. Bu ayetlerde de görüleceği gibi âlemler ifadesinin sadece o an var olan insanlara ithafen kullanıldığı açıktır.

Bir diğer örneğe bakalım:

o O (Kur’an), ancak âlemler için bir zikirdir. (38:87)

Kur’an’ın geçmişte var olmuş olan insanlar için zikir amacı sona ermiştir, gelecekte var olacak olan ve onu rehber edinmek isteyecek kişiler için henüz zikir amacı söz konusu değildir. O ancak ve ancak onu eline alan, kendisinin ulaştığı yani o an için onu rehber edinmek isteyen herkes için bir zikirdir. 

Sonuç olarak, Muhammed Peygamberin 21:107’ye göre “âlemlere rahmet” olma durumu Kur’an’ın evrenselliği de göz önünde bulundurulduğunda, Allahın vahyinin tebliği (5:67, 16:82) ile görevlendirilen Muhammed Peygamberin ulaşabildiği çağdaşı olan bütün insanlar içindir.

Nasıl Musa Peygamber çağdaşı olan Firavun'u uyarmak görevi ile yüklenmişse , Muhammed Peygamber de çağdaşı olan insanları uyarmak ile görevlendirilmiştir.


"Alemler" sözcüğünün incelenmesinden sonra şimdi "Rahmet" sözcüğüne bakalım: 

21:107’de “Âlemlere rahmet” olarak gönderildiği söylenen Muhammed Peygamberin başka hangi ayetlerde “rahmet” olduğu vurgulanmış ve onun dışında “rahmet” olarak gönderilmiş başkaları var mı, bakalım:

o  İçlerinden bazıları da Peygamberi incitirler ve şöyle derler: "O, her şeye kulak kesilir." De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o, Allah'a inanır, müminlere güvenir ve O (Muhammed), sizden iman edenler için de bir rahmettir." Allah'ın Peygamberine eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır. (9:61)

o Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni (Muhammet) Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar. (28:46)

o Elçi: "İşte böyle." dedi. Rabbin: "O Bana kolaydır. Onu (İsa), insanlara bir ayet* ve Bizden bir rahmet kılacağız." buyurdu. Bunun böyle olması karara bağlanmıştır. (19:21)

 

Görüldüğü gibi iki farklı ayette daha Muhammed Peygamberin “rahmet” olduğu (9:61, 28:46) vurgusu yapılmıştır. Ayrıca Kur’an’ın bize bildirdiğine göre Muhammed Peygamber dışında İsa Peygamberin de Allah tarafından “rahmet” kılındığı belirtilmiştir (19:21).

 

Peki, “rahmet” Kur’an’da ne gibi anlamlarda kullanılmış inceleyelim:

o Rahmetinin önünde rüzgarı müjdeci olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz bir su indirdik. (25:48)

Gece ve gündüzün olması O'nun rahmetindendir; dinlenmeniz için ve lütfundan rızkınızı temin etmeniz için geceyi ve gündüzü düzenledi. Umulur ki şükredersiniz. (28:73)

o   O'nun ayetlerinden* biri de, sizin için kendi cinsinizden eşler yaratmasıdır. Siz, onunla dinginleşir huzur bulursunuz. Birbirinize karşı, aranızda sevgi ve rahmet oluşturdu. Düşünen bir toplum için bunda nice ayetler* vardır. (30:21)

o …İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve –Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi…(18:82)

oOnu (Hud) ve beraberinde olanları tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayıp iman etmeyenlerin ise kökünü kestik. (7:72)

Ayetleri incelediğimizde “rahmet” denilen şeyin farklı farklı şeyler olduğu görünmektedir. Bazen yağmur (25:48), bazen servet (18:82), bazen de kötü olaylardan kurtarılmak (7:72) gibi…

 

İsa ve Muhammed peygamberlerin “rahmet” olduklarını ve “rahmetin” ne gibi anlamlara geldiklerini görmüş bulunmaktayız. Peki, “rahmet”in kaynağı kimdir ona da bakalım:

o  Âyetlerimize iman etmiş kimseler* sana geldiklerinde, "Size selam olsun." de.* Rabb'iniz rahmet etmeyi Kendi üzerine yazdı(6:54)

o Hükmümüz gerçekleşince, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri Bizden bir rahmetle kurtardık. Onları şiddeti çok ağır bir azaptan kurtardık. (11:58)

o  Emrimiz gelince Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları, Tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri de dehşete düşürücü bir ses yakaladı ve oldukları yerde çöküp kaldılar. (11:94)

o  Allah'tan gelen rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli biri olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi…(3:159)

Sen, Kitap'ın sana iletileceğini beklemiyordun. O, ancak Rabb'inden bir rahmet olarak verildi. Öyleyse sakın gerçeği yalanlayan nankörlere destek* olma. (28:86)

Ayetler incelendiğinde “rahmet”in kaynağının şüphesiz Allah olduğu açıkça görünmektedir.

 

Peki, Allah kimlerden “rahmet”ini esirgemez bakalım:

o Ve böylece Yusuf'u yetki sahibi yaptık, istediği yerde mekân tutma imkânı verdik. Rahmetimizi istediğimize veririz. İyilik edenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmayız. (12:56)

o  Sonra Musa'ya, iyi olanlara tamamlayıcı olarak her şeyi açıklayan, rahmet olan ve doğru yolu gösteren Kitap'ı verdik. Umulur ki Rabb'lerine kavuşacaklarına inanırlar. (6:154)

o Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Derleyip uydursaydın ya." derler. De ki: "Ben ancak Rabb'imden bana vahyedilene uyarım. Bu, inanan bir toplum için Rabb'inizden gelen bir basiret*, bir hidayet ve bir rahmettir. (7:203)

o Allah'a ve Rasul'e itaat edin ki size merhamet edilsin. (3:132)

o Ey inananlar! Allah'a karşı takvalı olun. O'nun Rasul'üne inanın ki, size rahmetinden iki pay versin. Ve size aydınlığında yürüyeceğiniz bir ışık yapsın. Sizi bağışlasın. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. (57:28)

o Salatı ikame* edin, zekatı verin. Ve Rasul'e itaat edin. Umulur ki merhamet edilirsiniz. (24:56)

 

Görüldüğü üzere Allah rahmetini istediğine verdiğini bildirirken (12:56), diğer ayetlerde bunların kimler olduklarını görüyoruz: İyilerden (6:154) ve inananlardan (7:203) olmak, Allah’a ve Resul’e itaat etmek (57:28), Salatı ikame etmek ve Zekat vermek (24:56).

Örnek olarak Allah’a ve Resul’e itaat edenlerin merhamet edilmesi ile neler kastedilmiştir?

o …Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir(48:17)

 

Muhammed Peygamber (ve tabi İsa Peygamber) neden rahmet kılınmıştır, inceleyelim:

o …Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır." (34:46)

o Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir. (53:1)

o De ki: "Ey insanlar! Ben, yalnızca, size (Allah tarafından gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım!" (22:49)

o Gerçek şu ki (ey Muhammed,) Biz seni (hakikatin) bir şahidi, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. (48:8)

o  Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir. (16:82)

o  "Ben sizi sadece vahiyle uyarıyorum!" de. (21:45)

o  "Ey Muhammed! Bu Kur'an sana, bilge ve bilgin olan Allah tarafından verilmektedir." (27:6)

o  Gerçekten Biz, onlara, iman etmek isteyen bir kavim için, bilgiye göre açıkladığımız; yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik. (7:52)

o Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Derleyip uydursaydın ya." derler. De ki: "Ben ancak Rabb'imden bana vahyedilene uyarım. Bu, inanan bir toplum için Rabb'inizden gelen bir basiret*, bir hidayet ve bir rahmettir. (7:203)

o Biz, sana Kitap'ı, hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri, kendilerine beyan* etmen ve iman eden bir toplum için yol gösterici ve rahmet olmasından başka bir şey için indirmedik. (16:64)

o  Kur'an'dan indirdiğimiz şeyler, mü'minler için şifadır, rahmettir…(17:82)

o Bundan önce önder ve rahmet olarak Musa'nın Kitap'ı vardı. Kur'an zulmedenleri* uyarmak; iyi olan kimseleri müjdelemek için, dili Arap'ça olan, tasdik eden* bir Kitap'tır. (46:12)

o  Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni (Muhammet) Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar. (28:46)

 O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin? (43:40)

o  Sen, onların, hidayete ermelerini, ne kadar çok istersen iste; sapkınlıkta kararlı olanlara, Allah hidayet etmez. Onlar için bir yardımcı da bulunmaz. (16:37)

Ayetleri topluca incelediğimizde Muhammed Peygamberin “rahmet” olması (21:107) tıpkı Musa Peygamberin kitabı (46:12) gibi kendisine “rahmet” olan (17:82, 7:52,203) Kur’an’ın indirilmiş olmasıdır (16:64). Çünkü kitap Allah tarafından verilmiştir (27:6), dolayısı ile Peygamber(ler)in her uyarısı vahy ile olmaktadır (21:45, 45:1). Ayrıca onun görevi ise bu vahyi insanlara tebliğ etmek (16:82) olup bunun dışında inanan/ inanmayan insanlar üzerinde başka bir yaptırımı veya gücü bulunmamaktadır (16:37, 43:40).

Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

 

 

                                                                                                               Ahmet Uğur YILDIZ


21 Ekim 2018 Pazar

Oruç (Savm-Siyam) ve Ramazan Hakkında Bilinmesi Gerekenler

RAMAZAN VE ORUÇ HAKKINDAKİ BİLGİLER 

Ramazan ve Oruç hakkında ister geleneksel kesimden olsun ister de yenilikçi kesimden olsun birbirinden farklı görüşler yer almaktadırÇalışmanın amacı, Bakara 183.,184.,185. ve 187. ayetlerde yer alan ve çok fazla ihtilafa neden olan konuları okuyanı yönlendirmeden başlıklar altında görüş sahiplerinin yorumları birlikte yer vermektir. Orucun amacı (takvaya ulaşmak) vb. gibi ihtilaf bulunmayan konulara değinilmemiştir.  
Not: Görüş sahiplerinin isimlerine bağlantılar eklenmiştir. Sağ tık yapıp bağlantıya git ibaresine tıklayarak kişilerin kendi sayfalarına ulaşabilirsiniz. 
Konu ile ilgili ayetler: 
Bakara 183: Ey iman sahipleri! Oruç/es-Siyam sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. 
Bakara 184: Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar/dayanamayanlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. 
Bakara 185: Ramazan o aydır/Şehr-Ramadan ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır. 
Bakara 186: Kullarım beni sana soracak olurlarsa bilsinler ki ben yakınım. Beni çağırdığı vakit çağıranın çağrısına karşılık veririm. Doğru yolu bulmaları için onlar da bana karşılık vermeli ve beni onaylamalı. 
Bakara 187: Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir, siz de onlar için giysisiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. Mescitlerde itikafta bulunduğunuz sırada eşlerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah'ın yasaklarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler. 

Δ Kütibe (yazıldı) - Ferada (farz kılındı) Arasındaki Fark Δ  

Bakara 183: Ey iman sahipleri! Oruç/es-Siyam sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. 
Kur'an'da "farz (ferada)" olarak bildiğimiz birçok ifade bilinenin aksine "yazıldı (kütibe)" sözcüğü ile belirtilmiştir. Peki bu iki sözcüğün arasındaki fark nedir?  

Yazıldı (Kütibe)" ile "Farz kılındı (Ferada)" arasındaki fark nedir?  
2.178:  ...Öldürmede eşitlik/kısas üzerinize yazıldı... 
2.180: ...Siyam sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı... 
2.183: ...Vasiyette bulunmak yazıldı... 
2.216: ...sevmediğiniz halde savaş üzerinize yazıldı... 
2.246: ...fakat kendilerine savaş yazılınca pek azı hariç yüz çevirdiler... 
3.154: ...Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı." Bu, Allah göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir... 
4.66: ...eğer üzerlerine "kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık pek azı hariç uyarlardı... 
4.77: ...üzerlerine savaş yazılınca...ey rabbim biraz erteleseydin ya!... 

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere "kütibe" için şunlar söylenilebilir: 
  • Gerçekleşmesi/olması muhakkak olan konuları içermekte, 
  • Bu emre uyanların ne kadar az olduğuna vurgu yapılmış olup mutlaka bir sınama vesilesi olmakta, 
  • İnananların hoşuna gitse de gitmese de zorlama durumu söz konusudur.  

Farz mastar olarak “sert bir şeyi kertmek, kesip parçalara ayırmak; bir şeyi belirlemek, kesinleştirmek”, isim olarak da “belirlenmiş, kesinleştirilmiş şey, pay, nasip” gibi mânialara gelir.  “Belirli miras payı” ve “evlenme akdi gereği kadına ödenen mehiryaşlı inek, şartları tayin etmek ve yasa koymak gibi anlamlarda da kullanılır.  
2.197: ...Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se... 
4.24: ... Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın farzıdır/takdiridir... 
9.60: Sadakalar / zekat malları Allah'tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah Alim'dir, Hakim'dir. 
24:1 ...Bu, indirerek yasa olarak yayımladığımız bir sure olup öğüt alasınız diye içine apaçık ayetler yerleştirdik... 
33:38 ...Allah'ın kendisine farz kıldığı/yasalaştırdığı/takdir ettiği şeyde peygambere hiçbir vebal yoktur... 
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere "ferada" için şunlar söylenilebilir: 
  • FERADA FARZ ile anılan emirler, eylemler ayetler iseKUTİBE ALEYKÜM'e göre zorlamayan, kolayca yapılabilen hasen olan, hayır ve hasenat nitelikli eylem ve durumlardır. 

  • Allah; Tüm nebi ve Resullere uymaları gereken "kitap"; yani "içeriği net hükümleşmiş uyulması gereken kurallar" vermiştir. Bunun adı KİTAP'tırKütibe edilen her şey KİTAP'tır. 
  • Kitap; hüküm olarak, uyulması gereken kuralları içeren her şeydir. 

  • "Kütibe" "takdir edildi" demektir. Farz gibi bağlayıcılığı yoktur. Kişinin kendi seçimine bırakıldığı anlamına gelmektedir.  Bakara 184. Ayetteki "...Ve siyam etmeniz/oruç tutmanız, eğer bilirsenizsizin için daha hayırlıdır..." ifadesi ile Allah müminlere "siyam/oruç" hakkında bir opsiyon tanımıştır. Zorlama bulunmamaktadır. 

  • Her Farz yazılmıştır fakat her yazılmış farz değildir. Kütibe/Yazılmıştır ifadesi konu ile ilgili yasaların açıklanmış bir şekilde indirilmiş olduğu anlamına gelmektedir. 


Δ Eyyamen Madudat - Sayılı/Adetli Günler Δ 

Bakara 184: Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar... 
Bakara 184'te yer alan "Sayılı günlerdir." ifadesinin Arapça "eyyamen madudat"tırGeleneksel anlayışta Ramazan Orucunun süresi bir ay iken kimi yorumculara göre ise değişiklik göstermektedir. Bu tamlama ile ilgili benim tespit ettiğim üç farklı görüş aşağıdaki gibidir: 

  • Arapça'da "Eyyamen madudattamlaması el parmakları ile sayılabilen sayıları tanımlamak için kullanılan bir tamlamadır. Çoğul üçten başladığı için de 3 ile 10 arasındaki sayıları ifade eder.  

Halil Ay:*  
  • "Eyyamen madudat" el ile sayılabilen sayıları ifade etmekle birlikte Arapça dilbilgisi yapısında "cem-i kıllet" olarak adlandırılmaktadır. Ve "cem-i kıllet" olan bu yapı tamlama olduğu anda cem-i kıllet özelliğini kaybederek yalnızca el parmakları kadar sayılabilen sayıları değil de tüm sayıları ifade etmeye başlar. Dolayısı ile bu tamlamanın ifade ettiği sayının sınırı kalmamış olur. 

  • Aşağıdaki ayetlere bakıldığında "Eyyamen madudat" GELİP GEÇİCİ OLUP SAYILI GÜNLER anlamında kullanılmaktadır. Yani, karşılaşılan her tür maddi ve manevi isteyerek ya da istemeden yaşanılan sıkıntıların, sorunların, "Ramazanların" sayılı, gelip geçici olduğu, insan hayatında devamlı olmadığı anlatılmaktadır.   
  • Bakara 184 - Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. 
  • Bakara 203 - Sayılı günlerde ALLAH'ı anın. Erdemli davrandıkları sürece, bunu iki günde bitirmek için acele edene bir günah yoktur, geri kalana da bir günah yoktur. ALLAH'ı dinleyin ve O'nun huzurunda toplanacağınızı unutmayın.  
  • Ali İmran 24: Bunun sebebi onların, "ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır" demeleridir. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır. 

  • Eyyamen Madudat gün adedi sayılıdır yani 3 gün veya 10 gün şeklinde sınırlandırılmamalıdır. 


Δ Gücü Yetenler Üzerine Fidye! Δ 

Bakara 184: ...Oruca zorlukla dayananlar/dayanamayanlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur... 
Orucu tutabilenler mi fidye verecek yoksa tutamayanlar mı? Zaten genel çoğunluk "orucu tutamayanlarınfidye vermesi gerektiğini söylemekte. Peki karşıt görüş bu konu hakkında ne demekte? 

  • Bakara 184: "Ona gücü yetenlere de (yutîkûnehu) üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır)." Ayetin bu kısmında "yutîkûnehu" ifadesi geçmektedir. Bu kelimenin başında "lâ" olumsuz edatı olmamasına rağmen buraya takati yetmeyenler, gücü yetmeyenler diye anlam veriliyor. Halbuki aynı kelime Al-i İmran 180 ve Bakara suresinin son ayetinde de vardır. 
  • Bu kelime El-Müfredatta; Güvercin halkası gibi boyuna geçirilmiş şeyi ifade eder. Zaten Al-i İmran 180' de bu anlamda kullanılmıştır. Bakara suresinde de "Rabbimiz bize gücümüzün yetmediği (  tâkata) şeyleri yükleme." derken başında "lâ" aldığı için olumsuz olmuştur. 
  • Bu ayetlerden anlaşılıyor ki; oruç tutmaya güç yetiren herkes "miskini" doyurmak için fidye vermek durumundadır. Halk arasında "fitre" de denilmektedir. Dolayısıyla hastalıktan dolayı hiç tutamayanlar hiçbir şey vermezler, onlar sorumlu da değildirler. Fidyeyi oruç tutabilecek herkes vermelidir. Yani çocuk, kalıcı hasta, yaşlılıktan dolayı tutamayanlar dışında herkes fidye vermelidir. 

  • Oruca güç yetiremeyenler/takati olmayanlar karşılık (alternatif) olarak (fidye) yoksulu doyursun. 

Δ Şehr - Ramazan (Şehr-u Ramadan) Δ 

Bakara 185: Ramazan o aydır/Şehr-Ramadan ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir... 
Ramazan orucunun ne zaman olduğunu belirten tek ayet Bakara 185'te geçmektedir. Sahi Ramazan orucu ne zaman? 

Şehr sözcüğünün gelebileceği muhtemel anlam:  
Muhtemel Anlam 1: Kur'an'daki Önemli Sözcük ve Kavramlar - Hakkı YILMAZ sf.: 573-574 
  • Lisanü'l Arab ve TacülArus isimli sözlükler "şehr" kelimesini bu üç harfin (ş,h,rtürevlerinden olan "şöhretsözcüğünü açıklamakla başlar. Buna göre "şöhret", bir şeyin sınırı aşması, insanlarca bilinecek ölçüde ortaya çıkışıdır. 
  • Cevheri, "Bir işin açık olmasıdır" derken, İbn-i Arabi, "Gizli işlerin gizliliğnin kalkıp açığa çıkmasıdır" demiştir. 
  • Şehrkamerin (gökteki ayın) adıdır. Bu isim ona şöhreti ve açıkta oluşu nedeniyle verilmiştir. 
  • İbn-ü Esir, "Şehr hilaldir. Şöhreti ve açık oluşundan bu isim verilmiştir. 29, 30 günlük süreye "şehr" denilmesi günlerin açıkta bilinebilmesindendir" demiştir. 
  • Araplar aylık işlere "müşahere" demektedirler. 
  • Kadının doğuracağı ay geldiği zaman "eşheretil mer'e (kadın ayını doldurdu)" denilir. 
  • Kişi kılıcını kınından çıkarınca "şehere fülanün seyfehü" denir. 
  • Tüm bunlardan hareketle "şehr" "gökteki aya göre belirlenmiş, 29,30 günlük zaman diliminin adı"dır. Çünkü gökteki ayın evlerinden, ayın başlaması, bitmesi ve ortadaki günlerin kaçıncı gün olduğu açıkça bilinebilmektedir. 

Muhtemel Anlam 2: Kemal ARAS* 
  • Yine Lisanü'l Arab ve TacülArus isimli sözlüklerdeki şöhret anlamından hareketle "şehr"in gökteki ayın dolunay hali olmasıdır.  

Muhtemel Anlam 3:  Sam ADİAN* 
  • Cahiliye Arapları, ayların isimlerini bu aylarda ortaya çıkan önemli olaylara ve havanın şartlarına göre koymuşlar idi. Ayların isimlerinin mevsimlere ve hava şartlarına işaret etmesi, bu ayların sabit kaldığını da göstermektedir. 
  • Araplar İslamiyet'in ortaya çıktığı zamanlarda kullandıkları isimlerden önce Aylar için şu isimleri kullanmakta idiler: Muharrem için Matik, Safer için Sakil, ardından sırasıyla Talik, NacirEslahEmyehAhlek, Kesi’, Zahir, Berk, Harf, Ni’sa. 
  • Burada dikkat edilmesi gereken şey, “Ramazan” isminin Arapların kullandıkları takvimde bir Ay ismi olarak yer almıyor oluşudur. 
  • Araplara göre Ay gece ile başlardı, Ay anlamında Güney Araplarında “Verah” kelimesinin kullanıldığı bilinmektedir. Daha sonraları bunun yerini “Şehr” almıştır. "Şehr" kelimesi gerçekte, Dünyanın uydusu Ay’ın belli hareketleri için kullanılan bir kelimedir. Bir "dönem" ifade etmekle birlikte Takvimsel olarak “ay” anlamında değildi. Daha sonraları bu kelime İslam'ın etkisiyle terminolojiye “ay” olarak girmiş ve böyle kullanılmaya başlamıştır. 

Ramazan sözcüğünün gelebileceği 3 muhtemel anlam: 
Muhtemel Anlam 1: 
  • "Ramazan" sözcüğü herkesin bildiği üzere takvimsel ay anlamında kullanılmaktadır.  
  • Ramazan sözcüğünün kökü "r-m-z" harflerinden oluşmaktadır. 
  • Ramaz ve ramzâ, “şiddetli sıcak” demektirRamaz, güneşin sıcaklığının şiddetinden taşların sıcaklaşması” demektir. 
  • Denildiğine göre Araplar ayların isimlerini eski dilden değiştirdiklerinde o ayların denk geldikleri zamana göre adlandırdılar. Bu ay da sıcağın ileri derecede olduğu günlere denk geldi, o bakımdan ona bu isim verildi. 
"Ramazan" kelimesinin yukarıdan bahsedildiği gibi "sıcaklık, kavrulma" anlamlarına ithafen mecaz olarak; 
  • Her tür sıkıntı, üzüntü, tasa, bitkin düşme, kavrulma, yanma vb. her tür maddi ve manevi sıkıntıların isteyerek ya da istemeden yaşandığı dönem gibi anlamlara gelmektedir. 

Şehr-u Ramazan (Ramazan Ayı)'nın gelebileceği muhtemel anlamlar: 

Muhtemel Anlam 1:  
  • Şehr, takvimsel ay anlamına geliyor ise; Ramazan da takvimsel aylardan birisi ise: Ocak, Şubat gibi takvimsel aylardan birisidir ve oruç yaklaşık 30 gündür. 

 Muhtemel Anlam 2:  
  • Şehr, dolunay anlamına geliyorsa ve Ramazan da sıcaklıklardan bahsediyorsa, yılın en sıcak döneminde (yaz dönencesi - 21 Temmuz) ortaya çıkan ilk dolunay göründüğünde oruca başlanır, dolunay kaybolduğunda oruç biter.  

Muhtemel Anlam 3: 
  • Şehr bir dönemi ifade ediyorsa ve Ramazan da sıcaklık ve kavrulmadan hareketle bir mecazı anlatıyorsa buna "kızışık dönem/sıkıntılı dönem" denilir. Dolayısıyla Bakara 185'te bahsettiği gibi Kur'an tam da o günün Arap coğrafyasındaki "sıkıntılı dönemdeinmiştir. 


Δ Kim O Aya Ulaşırsa/Şahit Olursa! Δ 

Bakara 185: ...O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin... 

Kişisel Not: 
  • "Eyyamen madudat"taki Görüş 3'te yer alan ifade Bakara 185'te yer alan bu "şahit olma" durumunun hem geçici bir süre yaşanacağını hem de her insan tarafından aynı anda gerçekleşmeme ihtimalini insanın aklına getirmektedir.  
Ya da; 
  • "Ramazan Ayı" başlığındaki "2. Muhtemel Anlam" düşünüldüğünde güney ve kuzey yarım küreler arasındaki mevsimsel fark bizi yine şahit olma durumunun tüm inananlar tarafından aynı anda olmayacağını düşündürmektedir. 


 Δ Tan Yerinin Beyaz İpliği Siyah İpliğinden Sizce Seçilinceye Kadar... Δ 

Bakara 187: ...Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın... 

  • Kaç gün ömrünüz varsa(bireysel/toplumsal), ne kadarı iyice öğrenip disipline girmeniz, disipline olmanız, kendinize çeki düzen vermeniz, yanlışlarınızı tespit edip bunları kendinizden savmanız, AK HATTI KARA HATTAN AYIRD EDEBİLİR HALE GELMENİZ için gerekli ve yeterli olmuşsa o kadardır. Günler müddetince, günler boyu (Eyyamun madudat) en azından kızışmadan kurtuluncaya, kızışmayı giderinceye kadar uğraşmalı. 


Δ Oruç/Es-Siyam/Savm Δ 
NOT: Geleneksel görüş herkesçe malum olduğu için yazıya eklenmemiştir. 
Türkçe'ye "oruç" olarak çevirilen kelimenin Arapçası savm"dırRamazan orucunda ise "siyam" kelimesi kullanılmaktadır. Peki "savm" ile "siyâm" arasındaki fark nedir? "Savm" tekil olarak bireysel yapılırken, "siyâm" toplu şekilde yapılır. Yani "siyâm" "savm" kelimesinin işteşidir. Zaten bu yüzden Bakara 183 "ey iman edenlerdiye başlamaktadır. Tüm bunların yanında "savm/siyam" ne anlama gelmektedir?  

Hakkı YILMAZ'ın Görüşü:* Kendi sitesindeki, "Kur'an'da Oruç/Kişinin Kendisini Tutması" başlıklı makalesinde şu bilgiler yer almaktadır: 
  • Ayetlerdeki “ الصّيامes Sıyâm” sözcüğü, teknik olarak مفاعلةMüfâale babından “فعالFiâl” kalıbında mastardır. Bu kalıp, sözcüğün anlamını “işteş” anlama dönüştürür. “الصّومes Savm” sözcüğü mastar olarak “oruç tutmak” anlamında iken “ فعالFıâl” kalıbındaki “ الصّيامes Sıyam” ifadesi, “ortaklaşa, karşılıklı oruç tutmak” anlamına dönüşür. 
  • Bu ayrıntı ve oruç pasajının girişinde Rabbimizin “Ey iman etmiş kimseler! ….” buyurarak tüm mü’minleri muhatap alması, orucun bireysel olarak değil topluca uygulanması gerektiğini göstermektedir. 
  • [savm] kelimesi, “yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi bırakmak” demektir. Sözcük ilk olarak, “atın yemeden-içmeden ayakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgârın esmemesi, güneşin tam tepeye dikilmesi” anlamlarında kullanılmıştır. İbn Arabi bu sözcüğün aslının, “insan görüntüsünde çirkin manzaralı, meyvelerine “şeytânların başı” denilen, yapraksız ağaç” demek olduğunu söyler. 
  • Lisânu’l-Arab’ın ifadesinden de anlaşıldığı üzere savm sözcüğü, “konuşmamayı” da kapsamaktadır. 

  • Müfredat/Kur'an Kavramları sözlüğüne göre Savm: İster yiyecek ister söz ve ister yürümek olsun bir şey yapmaktan geri durmaktır. 
  • Durgun rüzgar, yemini yemekten geri duran at, güneşin ortada durmasından hareketle gün ortası, vb. Ifadeler hep SVM kökünden türeyen kelimelerle ifade edilmiştir. 
  • Amacimiz TAKVA ya ulaşmak. BU yöndeki faaliyetimizi etkileyen, engel tekil eden bir OLAY/DURUM var. Bu "engel/sorun/etken"den kendimizi geri tutmamız (kendimizi kurtarmamiz) gerekiyor ki yolumuza devam edebilelim. 
  • Ne olabilir bu "engeller/sorunlar"? 1) Zincire, boyunduruğa vurulmuş olabiliriz. 2) Özgürlüğümüz elimizden alınmış tutsak kalmış olabiliriz. 3) Maddi boyunduruk altında kalmış olabiliriz. 
  • Türkçemizde fonetik olarak buna benzer bir kelimemiz var: "SAVMAK" Başından her türlü belayı SAVMAK, beladan kendini geri tutmak, kurtulmak. 
  • SAVM, Türkçe'deki sıkıntı veren durumu SAVMAK. SiYAM, ise TOPLUCA SAVMAK demektir.  
  • KURAN RAMAZAN'da, böyle KIRIŞIK/SIKINTILI bir DÖNEMde indi. (Sıkıntıyı Alak suresinden okuyabilirsiniz) Peygamber SIKINTIYI vahiy yardımı ile EYLEME çevirdi ve SIKINTIYI SAVDI. 
  • KIZIŞIK/SIKINTILI dönem bir aile için söz konusu ise, (Miras konularında olduğu gibi) Tüm aile büyükleri bu konuda birlikte çalışmalılar. Karar ve eylemde söz sahibidirler. 
  • Bu kişilerden konuya dahil olmayanlar, (hasta veya yolcu olanlar) daha sonra müsait olunca, bu eksikliği gidermelidirler. SIKINTIyı SAVMAK için gerekli BİLGİYİ almalıdırlar. ŞURA ile KARAR alınmalıdır, eyleme geçilmelidir. 
  • Şehru Ramazan (kızışık dönem) için Kuran çare oldu. "Her ne zaman böyle benzer bir döneme şahid olursanız, yapmanız gereken o sorunlu alandaki bir inceleme, araştırma, iyileştirme çalışmasını yapın." emri verilmiştir. "Oruç aç kalmaktır" denerek bunun üstü örtülmüştür. 

  • Bakara 183'te oruç ibadeti için tüm insanlara değil de sadece iman edenlere sesleniyor. İman etmek güvenmek demektir, öncelikle Allah'a, indirdiği kitaba güvenmek gerekiyor. Yoksa Allah'ı inkâr eden hiç kimse yoktur.  
  • Savm kelimesi Arapçada "dinginlik, hareketsizlik, sakinlik" manalarına gelir. Kur'andaki ayetlerden de yola çıkarak bu kelimeye "tutmak" diyebiliriz. 
  • Peki neyi tutmak dersek, kısaca "insanın kendisini tutması, nefsini tutması" diyebiliriz. Sadece yemek ve içmek mi: Hayır! Tüm nefsani isteklerden kendini tutmak. 
  • Meryem 26 "Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer bir beşer görürsen şöyle de: 'Ben Rahman için oruç (savmen) adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım. "Meryem susma orucu tutuyor; ama susma orucu tuttuğunu insanlara "söyle" diyor. Nasıl söyleyecek ki susma orucundaydı hani? Burada Meryem'in orucu, kendini tutması şudur; sen uzun bir süre burda hiç kimseye bir şey anlatmadan dur, sabret. Meryem uzun bir müddet kavminden uzakta kalıp bir yerde çalışarak çocuğun büyümesini beklemiştir. Çocuk (İsa) büyüyünce de kavmine gitmiştir. 
  • Bu ayetten hareketle savm ifadesinin sadece yeme, içme ile ilgili olmadığı bunun yanında sabır gösterilerek tüm nefsani isteklerden uzak durarak kendimizi tutmamız gerektiğini anlıyoruz. 

  • SAVM; hareketsizleşme, sakinleme, tüm olumsuzlukları/zaafları durdurma, engelleme, savma, kısaca DİNGİNLEŞME çabası; işteşlik kalıbından SIYAM ise; karşılıklı, topluca sakinleşme programı anlamında. 
  • ve alellezıne yütıykunehu fidyetün taamü miskin (2:184) Diyor ki, Sıyam programı içerisinde Savm çalışması yapan için -pide, tatlı, AVM kuyruğunda beklemek değil-, miskinin ihtiyaçlarının giderilmesi bir sorumluluktur! Niye? Umulur ki korunursunuz! (2:183) İhtiyacını gider, bir eksiğini kapat ki kötüye meyletmesin, ve bu eğilimler toplumda yaygınlık kazanmasın! Umulur ki korunursunuz! (2:183) 

Taner Eon Lopez Demirci'nin Görüşü:*  
  • Eğer Kur'an hidayet göstermek için Ramazan ayında indiyse ve de siyam aç kalmak ise bu ikisi arasında ne gibi bir ilişki vardır? "Kur'an indirildi, o zaman aç kalın/oruç tutun" ifadesi tutarsız görünmektedir. 
  • ...sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister... Bakara 185'teki bu yüceltme eylemi aç kalmaktan ziyade Kur'an okuyup Allah'ı zikrederek yapılmalıdır. 
  • Dolayısı ile siyam Bakara 186'da belirtildiği gibi Allah'ın yoğun bir şekilde anmak/zikretmek işidir. 

Δ Yiyin, İçin Δ 

Bakara 187: ...Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın... 

  • Ayetlerde gündüz yiyip içemezsiniz diye bir söylem yok. Bunun yerine geceleyin eşlerinizle içli dışlı olunyeiyiniçingülün eğlenin denilmektedirFakat gündüz olunca kendinizi siyama verin, bunlarla ilgilenmeyin.  
  • Geceleyin yiyin için denilmesi ise gündüz siyam ederken yeme içme ile çok uğraşmamız gerektiği (tam açlık değil), atıştırmamız, gece olunca da bu tür şeylere önem vermemiz gerektiği vurgulanmıştır.  


Son olarak içerisinde Siyam geçen ayetler aşağıdaki gibidir: 

Bakara 196 - Yıllık Tartışma Konferansı ve umreyi ALLAH için tamamlayın. Engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar başınızı traş etmeyin; ancak hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunanlar, oruç, sadaka veya herhangi bir ibadetle fidye vermeli. Güven ortamında, her kim Konferans zamanına kadar ziyaretten yararlanırsa, kolayına gelen bir kurban göndermeli. Bunu yerine getiremeyenler, konferans anında üç gün ve döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutmalı. Bu, ailesi Sınırlanmış Mescid civarında oturmayanlar içindir. ALLAH'ı dinleyin ve bilin ki ALLAH'ın azabı çetindir. 
Nisa 92 - Gerçeği onaylamış bir kişi, kaza hali hariç gerçeği onaylamış birisini öldüremez. Kim bir gerçeği onaylayanı kazara öldürmüşse gerçeği onaylamış bir köleyi salmalı ve ölenin ailesine diyet ödemeli. Ancak diyetten vazgeçip sadaka olarak kabul ederlerse başka. Öldürülen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup bir gerçeği onaylayan ise, o zaman gerçeği onaylayan bir köleyi salmalısınız. Ancak, maktul aranızda anlaşma olan bir topluluktan ise ailesine diyet vermeli ve gerçeği onaylamış bir köleyi salmalısınız. Kim (gerekli parayı veya salacağı bir köle) bulamıyorsa, ALLAH tarafından tövbesinin kabul edilmesi için iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. ALLAH Bilendir, Bilgedir. 
Maide 89 - ALLAH rastgele ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile ettiklerinizden sizi sorumlu tutar. Yemininizi bozarsanız cezası, ailenize genellikle yedirdiğiniz yemeklerden on yoksulu doyurmak veya giydirmek veya bir köleyi salmaktır. Kim bulamazsa üç gün oruç tutmalı. Bu, bile bile ettiğiniz yeminlerinizin cezası. Yeminlerinizi tutun. ALLAH güzel karşılık veresiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor. 
Maide 95 - Gerçeği onaylayanlar, yasaklıyken/sınırlanmışken av hayvanı öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası, aranızdan iki adaletli kişinin kararlaştıracağı ona denk bir evcil hayvanı kurban olarak Kâbe'ye göndermesidir. Yahut ceza olarak, yoksulları doyurması ya da buna denk oruç tutması gerekir. Böylece yaptığının vebalini tatmış olsun. Geçmiştekileri ALLAH affetti. Kim bunu tekrarlarsa ALLAH ondan öç alır. ALLAH Üstündür, Öç alandır. 
Mücadele 3, 4 - Kadınlarını annelerine benzeterek yabancılaştırdıktan sonra sözlerinden dönenler, karılarıyla cinsel ilişkiye girmeden önce bir köleyi özgürlüğe kavuştursunlar. Size öğütlenen budur. ALLAH yaptığınız her şeyi haber alır. 
Azad edecek bir köle bulamayan, cinsel ilişkiden önce üst üste iki ay boyunca oruç tutmalı. Buna güç yetiremeyen ise altmış yoksulu doyurmalı. ALLAH'a ve elçisini onaylamalısınız. Bunlar, ALLAH'ın belirlediği sınırdır. İnkarcılar acı bir azaba mahkûm olmuşlardır. 

Kişisel Not: Şimdi sıra sizde! Hangi ifadelerin Kur'an bütünlüğüne uygun olup olmadığına kendiniz karar verin. Rabbim yardımcımız olsun! 


Ahmet Uğur YILDIZ