21 Ekim 2018 Pazar

Oruç (Savm-Siyam) ve Ramazan Hakkında Bilinmesi Gerekenler

RAMAZAN VE ORUÇ HAKKINDAKİ BİLGİLER 

Ramazan ve Oruç hakkında ister geleneksel kesimden olsun ister de yenilikçi kesimden olsun birbirinden farklı görüşler yer almaktadırÇalışmanın amacı, Bakara 183.,184.,185. ve 187. ayetlerde yer alan ve çok fazla ihtilafa neden olan konuları okuyanı yönlendirmeden başlıklar altında görüş sahiplerinin yorumları birlikte yer vermektir. Orucun amacı (takvaya ulaşmak) vb. gibi ihtilaf bulunmayan konulara değinilmemiştir.  
Not: Görüş sahiplerinin isimlerine bağlantılar eklenmiştir. Sağ tık yapıp bağlantıya git ibaresine tıklayarak kişilerin kendi sayfalarına ulaşabilirsiniz. 
Konu ile ilgili ayetler: 
Bakara 183: Ey iman sahipleri! Oruç/es-Siyam sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. 
Bakara 184: Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar/dayanamayanlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. 
Bakara 185: Ramazan o aydır/Şehr-Ramadan ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır. 
Bakara 186: Kullarım beni sana soracak olurlarsa bilsinler ki ben yakınım. Beni çağırdığı vakit çağıranın çağrısına karşılık veririm. Doğru yolu bulmaları için onlar da bana karşılık vermeli ve beni onaylamalı. 
Bakara 187: Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir, siz de onlar için giysisiniz. Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş, tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın. Mescitlerde itikafta bulunduğunuz sırada eşlerinizle cinsel temas kurmayın. İşte bunlar Allah'ın yasaklarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah, ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler. 

Δ Kütibe (yazıldı) - Ferada (farz kılındı) Arasındaki Fark Δ  

Bakara 183: Ey iman sahipleri! Oruç/es-Siyam sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır. 
Kur'an'da "farz (ferada)" olarak bildiğimiz birçok ifade bilinenin aksine "yazıldı (kütibe)" sözcüğü ile belirtilmiştir. Peki bu iki sözcüğün arasındaki fark nedir?  

Yazıldı (Kütibe)" ile "Farz kılındı (Ferada)" arasındaki fark nedir?  
2.178:  ...Öldürmede eşitlik/kısas üzerinize yazıldı... 
2.180: ...Siyam sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı... 
2.183: ...Vasiyette bulunmak yazıldı... 
2.216: ...sevmediğiniz halde savaş üzerinize yazıldı... 
2.246: ...fakat kendilerine savaş yazılınca pek azı hariç yüz çevirdiler... 
3.154: ...Evlerinizde kalsaydınız bile, üzerlerine ölüm yazılmış olanlar uzanacakları yerleri muhakkak boylayacaklardı." Bu, Allah göğüslerinizdekini denesin, kalplerinizdekini ortaya çıkarsın diyedir... 
4.66: ...eğer üzerlerine "kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık pek azı hariç uyarlardı... 
4.77: ...üzerlerine savaş yazılınca...ey rabbim biraz erteleseydin ya!... 

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere "kütibe" için şunlar söylenilebilir: 
  • Gerçekleşmesi/olması muhakkak olan konuları içermekte, 
  • Bu emre uyanların ne kadar az olduğuna vurgu yapılmış olup mutlaka bir sınama vesilesi olmakta, 
  • İnananların hoşuna gitse de gitmese de zorlama durumu söz konusudur.  

Farz mastar olarak “sert bir şeyi kertmek, kesip parçalara ayırmak; bir şeyi belirlemek, kesinleştirmek”, isim olarak da “belirlenmiş, kesinleştirilmiş şey, pay, nasip” gibi mânialara gelir.  “Belirli miras payı” ve “evlenme akdi gereği kadına ödenen mehiryaşlı inek, şartları tayin etmek ve yasa koymak gibi anlamlarda da kullanılır.  
2.197: ...Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se... 
4.24: ... Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikahlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın farzıdır/takdiridir... 
9.60: Sadakalar / zekat malları Allah'tan bir farz olarak sadece şunlar içindir: Fakirler, düşkünler, sadakalarla ilgilenmeye memur edilenler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış kişi. Allah Alim'dir, Hakim'dir. 
24:1 ...Bu, indirerek yasa olarak yayımladığımız bir sure olup öğüt alasınız diye içine apaçık ayetler yerleştirdik... 
33:38 ...Allah'ın kendisine farz kıldığı/yasalaştırdığı/takdir ettiği şeyde peygambere hiçbir vebal yoktur... 
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü üzere "ferada" için şunlar söylenilebilir: 
  • FERADA FARZ ile anılan emirler, eylemler ayetler iseKUTİBE ALEYKÜM'e göre zorlamayan, kolayca yapılabilen hasen olan, hayır ve hasenat nitelikli eylem ve durumlardır. 

  • Allah; Tüm nebi ve Resullere uymaları gereken "kitap"; yani "içeriği net hükümleşmiş uyulması gereken kurallar" vermiştir. Bunun adı KİTAP'tırKütibe edilen her şey KİTAP'tır. 
  • Kitap; hüküm olarak, uyulması gereken kuralları içeren her şeydir. 

  • "Kütibe" "takdir edildi" demektir. Farz gibi bağlayıcılığı yoktur. Kişinin kendi seçimine bırakıldığı anlamına gelmektedir.  Bakara 184. Ayetteki "...Ve siyam etmeniz/oruç tutmanız, eğer bilirsenizsizin için daha hayırlıdır..." ifadesi ile Allah müminlere "siyam/oruç" hakkında bir opsiyon tanımıştır. Zorlama bulunmamaktadır. 

  • Her Farz yazılmıştır fakat her yazılmış farz değildir. Kütibe/Yazılmıştır ifadesi konu ile ilgili yasaların açıklanmış bir şekilde indirilmiş olduğu anlamına gelmektedir. 


Δ Eyyamen Madudat - Sayılı/Adetli Günler Δ 

Bakara 184: Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar... 
Bakara 184'te yer alan "Sayılı günlerdir." ifadesinin Arapça "eyyamen madudat"tırGeleneksel anlayışta Ramazan Orucunun süresi bir ay iken kimi yorumculara göre ise değişiklik göstermektedir. Bu tamlama ile ilgili benim tespit ettiğim üç farklı görüş aşağıdaki gibidir: 

  • Arapça'da "Eyyamen madudattamlaması el parmakları ile sayılabilen sayıları tanımlamak için kullanılan bir tamlamadır. Çoğul üçten başladığı için de 3 ile 10 arasındaki sayıları ifade eder.  

Halil Ay:*  
  • "Eyyamen madudat" el ile sayılabilen sayıları ifade etmekle birlikte Arapça dilbilgisi yapısında "cem-i kıllet" olarak adlandırılmaktadır. Ve "cem-i kıllet" olan bu yapı tamlama olduğu anda cem-i kıllet özelliğini kaybederek yalnızca el parmakları kadar sayılabilen sayıları değil de tüm sayıları ifade etmeye başlar. Dolayısı ile bu tamlamanın ifade ettiği sayının sınırı kalmamış olur. 

  • Aşağıdaki ayetlere bakıldığında "Eyyamen madudat" GELİP GEÇİCİ OLUP SAYILI GÜNLER anlamında kullanılmaktadır. Yani, karşılaşılan her tür maddi ve manevi isteyerek ya da istemeden yaşanılan sıkıntıların, sorunların, "Ramazanların" sayılı, gelip geçici olduğu, insan hayatında devamlı olmadığı anlatılmaktadır.   
  • Bakara 184 - Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. 
  • Bakara 203 - Sayılı günlerde ALLAH'ı anın. Erdemli davrandıkları sürece, bunu iki günde bitirmek için acele edene bir günah yoktur, geri kalana da bir günah yoktur. ALLAH'ı dinleyin ve O'nun huzurunda toplanacağınızı unutmayın.  
  • Ali İmran 24: Bunun sebebi onların, "ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır" demeleridir. Uydurmuş oldukları yalanlar, dinlerinde kendilerini aldatmaktadır. 

  • Eyyamen Madudat gün adedi sayılıdır yani 3 gün veya 10 gün şeklinde sınırlandırılmamalıdır. 


Δ Gücü Yetenler Üzerine Fidye! Δ 

Bakara 184: ...Oruca zorlukla dayananlar/dayanamayanlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur... 
Orucu tutabilenler mi fidye verecek yoksa tutamayanlar mı? Zaten genel çoğunluk "orucu tutamayanlarınfidye vermesi gerektiğini söylemekte. Peki karşıt görüş bu konu hakkında ne demekte? 

  • Bakara 184: "Ona gücü yetenlere de (yutîkûnehu) üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır)." Ayetin bu kısmında "yutîkûnehu" ifadesi geçmektedir. Bu kelimenin başında "lâ" olumsuz edatı olmamasına rağmen buraya takati yetmeyenler, gücü yetmeyenler diye anlam veriliyor. Halbuki aynı kelime Al-i İmran 180 ve Bakara suresinin son ayetinde de vardır. 
  • Bu kelime El-Müfredatta; Güvercin halkası gibi boyuna geçirilmiş şeyi ifade eder. Zaten Al-i İmran 180' de bu anlamda kullanılmıştır. Bakara suresinde de "Rabbimiz bize gücümüzün yetmediği (  tâkata) şeyleri yükleme." derken başında "lâ" aldığı için olumsuz olmuştur. 
  • Bu ayetlerden anlaşılıyor ki; oruç tutmaya güç yetiren herkes "miskini" doyurmak için fidye vermek durumundadır. Halk arasında "fitre" de denilmektedir. Dolayısıyla hastalıktan dolayı hiç tutamayanlar hiçbir şey vermezler, onlar sorumlu da değildirler. Fidyeyi oruç tutabilecek herkes vermelidir. Yani çocuk, kalıcı hasta, yaşlılıktan dolayı tutamayanlar dışında herkes fidye vermelidir. 

  • Oruca güç yetiremeyenler/takati olmayanlar karşılık (alternatif) olarak (fidye) yoksulu doyursun. 

Δ Şehr - Ramazan (Şehr-u Ramadan) Δ 

Bakara 185: Ramazan o aydır/Şehr-Ramadan ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir... 
Ramazan orucunun ne zaman olduğunu belirten tek ayet Bakara 185'te geçmektedir. Sahi Ramazan orucu ne zaman? 

Şehr sözcüğünün gelebileceği muhtemel anlam:  
Muhtemel Anlam 1: Kur'an'daki Önemli Sözcük ve Kavramlar - Hakkı YILMAZ sf.: 573-574 
  • Lisanü'l Arab ve TacülArus isimli sözlükler "şehr" kelimesini bu üç harfin (ş,h,rtürevlerinden olan "şöhretsözcüğünü açıklamakla başlar. Buna göre "şöhret", bir şeyin sınırı aşması, insanlarca bilinecek ölçüde ortaya çıkışıdır. 
  • Cevheri, "Bir işin açık olmasıdır" derken, İbn-i Arabi, "Gizli işlerin gizliliğnin kalkıp açığa çıkmasıdır" demiştir. 
  • Şehrkamerin (gökteki ayın) adıdır. Bu isim ona şöhreti ve açıkta oluşu nedeniyle verilmiştir. 
  • İbn-ü Esir, "Şehr hilaldir. Şöhreti ve açık oluşundan bu isim verilmiştir. 29, 30 günlük süreye "şehr" denilmesi günlerin açıkta bilinebilmesindendir" demiştir. 
  • Araplar aylık işlere "müşahere" demektedirler. 
  • Kadının doğuracağı ay geldiği zaman "eşheretil mer'e (kadın ayını doldurdu)" denilir. 
  • Kişi kılıcını kınından çıkarınca "şehere fülanün seyfehü" denir. 
  • Tüm bunlardan hareketle "şehr" "gökteki aya göre belirlenmiş, 29,30 günlük zaman diliminin adı"dır. Çünkü gökteki ayın evlerinden, ayın başlaması, bitmesi ve ortadaki günlerin kaçıncı gün olduğu açıkça bilinebilmektedir. 

Muhtemel Anlam 2: Kemal ARAS* 
  • Yine Lisanü'l Arab ve TacülArus isimli sözlüklerdeki şöhret anlamından hareketle "şehr"in gökteki ayın dolunay hali olmasıdır.  

Muhtemel Anlam 3:  Sam ADİAN* 
  • Cahiliye Arapları, ayların isimlerini bu aylarda ortaya çıkan önemli olaylara ve havanın şartlarına göre koymuşlar idi. Ayların isimlerinin mevsimlere ve hava şartlarına işaret etmesi, bu ayların sabit kaldığını da göstermektedir. 
  • Araplar İslamiyet'in ortaya çıktığı zamanlarda kullandıkları isimlerden önce Aylar için şu isimleri kullanmakta idiler: Muharrem için Matik, Safer için Sakil, ardından sırasıyla Talik, NacirEslahEmyehAhlek, Kesi’, Zahir, Berk, Harf, Ni’sa. 
  • Burada dikkat edilmesi gereken şey, “Ramazan” isminin Arapların kullandıkları takvimde bir Ay ismi olarak yer almıyor oluşudur. 
  • Araplara göre Ay gece ile başlardı, Ay anlamında Güney Araplarında “Verah” kelimesinin kullanıldığı bilinmektedir. Daha sonraları bunun yerini “Şehr” almıştır. "Şehr" kelimesi gerçekte, Dünyanın uydusu Ay’ın belli hareketleri için kullanılan bir kelimedir. Bir "dönem" ifade etmekle birlikte Takvimsel olarak “ay” anlamında değildi. Daha sonraları bu kelime İslam'ın etkisiyle terminolojiye “ay” olarak girmiş ve böyle kullanılmaya başlamıştır. 

Ramazan sözcüğünün gelebileceği 3 muhtemel anlam: 
Muhtemel Anlam 1: 
  • "Ramazan" sözcüğü herkesin bildiği üzere takvimsel ay anlamında kullanılmaktadır.  
  • Ramazan sözcüğünün kökü "r-m-z" harflerinden oluşmaktadır. 
  • Ramaz ve ramzâ, “şiddetli sıcak” demektirRamaz, güneşin sıcaklığının şiddetinden taşların sıcaklaşması” demektir. 
  • Denildiğine göre Araplar ayların isimlerini eski dilden değiştirdiklerinde o ayların denk geldikleri zamana göre adlandırdılar. Bu ay da sıcağın ileri derecede olduğu günlere denk geldi, o bakımdan ona bu isim verildi. 
"Ramazan" kelimesinin yukarıdan bahsedildiği gibi "sıcaklık, kavrulma" anlamlarına ithafen mecaz olarak; 
  • Her tür sıkıntı, üzüntü, tasa, bitkin düşme, kavrulma, yanma vb. her tür maddi ve manevi sıkıntıların isteyerek ya da istemeden yaşandığı dönem gibi anlamlara gelmektedir. 

Şehr-u Ramazan (Ramazan Ayı)'nın gelebileceği muhtemel anlamlar: 

Muhtemel Anlam 1:  
  • Şehr, takvimsel ay anlamına geliyor ise; Ramazan da takvimsel aylardan birisi ise: Ocak, Şubat gibi takvimsel aylardan birisidir ve oruç yaklaşık 30 gündür. 

 Muhtemel Anlam 2:  
  • Şehr, dolunay anlamına geliyorsa ve Ramazan da sıcaklıklardan bahsediyorsa, yılın en sıcak döneminde (yaz dönencesi - 21 Temmuz) ortaya çıkan ilk dolunay göründüğünde oruca başlanır, dolunay kaybolduğunda oruç biter.  

Muhtemel Anlam 3: 
  • Şehr bir dönemi ifade ediyorsa ve Ramazan da sıcaklık ve kavrulmadan hareketle bir mecazı anlatıyorsa buna "kızışık dönem/sıkıntılı dönem" denilir. Dolayısıyla Bakara 185'te bahsettiği gibi Kur'an tam da o günün Arap coğrafyasındaki "sıkıntılı dönemdeinmiştir. 


Δ Kim O Aya Ulaşırsa/Şahit Olursa! Δ 

Bakara 185: ...O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin... 

Kişisel Not: 
  • "Eyyamen madudat"taki Görüş 3'te yer alan ifade Bakara 185'te yer alan bu "şahit olma" durumunun hem geçici bir süre yaşanacağını hem de her insan tarafından aynı anda gerçekleşmeme ihtimalini insanın aklına getirmektedir.  
Ya da; 
  • "Ramazan Ayı" başlığındaki "2. Muhtemel Anlam" düşünüldüğünde güney ve kuzey yarım küreler arasındaki mevsimsel fark bizi yine şahit olma durumunun tüm inananlar tarafından aynı anda olmayacağını düşündürmektedir. 


 Δ Tan Yerinin Beyaz İpliği Siyah İpliğinden Sizce Seçilinceye Kadar... Δ 

Bakara 187: ...Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın... 

  • Kaç gün ömrünüz varsa(bireysel/toplumsal), ne kadarı iyice öğrenip disipline girmeniz, disipline olmanız, kendinize çeki düzen vermeniz, yanlışlarınızı tespit edip bunları kendinizden savmanız, AK HATTI KARA HATTAN AYIRD EDEBİLİR HALE GELMENİZ için gerekli ve yeterli olmuşsa o kadardır. Günler müddetince, günler boyu (Eyyamun madudat) en azından kızışmadan kurtuluncaya, kızışmayı giderinceye kadar uğraşmalı. 


Δ Oruç/Es-Siyam/Savm Δ 
NOT: Geleneksel görüş herkesçe malum olduğu için yazıya eklenmemiştir. 
Türkçe'ye "oruç" olarak çevirilen kelimenin Arapçası savm"dırRamazan orucunda ise "siyam" kelimesi kullanılmaktadır. Peki "savm" ile "siyâm" arasındaki fark nedir? "Savm" tekil olarak bireysel yapılırken, "siyâm" toplu şekilde yapılır. Yani "siyâm" "savm" kelimesinin işteşidir. Zaten bu yüzden Bakara 183 "ey iman edenlerdiye başlamaktadır. Tüm bunların yanında "savm/siyam" ne anlama gelmektedir?  

Hakkı YILMAZ'ın Görüşü:* Kendi sitesindeki, "Kur'an'da Oruç/Kişinin Kendisini Tutması" başlıklı makalesinde şu bilgiler yer almaktadır: 
  • Ayetlerdeki “ الصّيامes Sıyâm” sözcüğü, teknik olarak مفاعلةMüfâale babından “فعالFiâl” kalıbında mastardır. Bu kalıp, sözcüğün anlamını “işteş” anlama dönüştürür. “الصّومes Savm” sözcüğü mastar olarak “oruç tutmak” anlamında iken “ فعالFıâl” kalıbındaki “ الصّيامes Sıyam” ifadesi, “ortaklaşa, karşılıklı oruç tutmak” anlamına dönüşür. 
  • Bu ayrıntı ve oruç pasajının girişinde Rabbimizin “Ey iman etmiş kimseler! ….” buyurarak tüm mü’minleri muhatap alması, orucun bireysel olarak değil topluca uygulanması gerektiğini göstermektedir. 
  • [savm] kelimesi, “yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi bırakmak” demektir. Sözcük ilk olarak, “atın yemeden-içmeden ayakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgârın esmemesi, güneşin tam tepeye dikilmesi” anlamlarında kullanılmıştır. İbn Arabi bu sözcüğün aslının, “insan görüntüsünde çirkin manzaralı, meyvelerine “şeytânların başı” denilen, yapraksız ağaç” demek olduğunu söyler. 
  • Lisânu’l-Arab’ın ifadesinden de anlaşıldığı üzere savm sözcüğü, “konuşmamayı” da kapsamaktadır. 

  • Müfredat/Kur'an Kavramları sözlüğüne göre Savm: İster yiyecek ister söz ve ister yürümek olsun bir şey yapmaktan geri durmaktır. 
  • Durgun rüzgar, yemini yemekten geri duran at, güneşin ortada durmasından hareketle gün ortası, vb. Ifadeler hep SVM kökünden türeyen kelimelerle ifade edilmiştir. 
  • Amacimiz TAKVA ya ulaşmak. BU yöndeki faaliyetimizi etkileyen, engel tekil eden bir OLAY/DURUM var. Bu "engel/sorun/etken"den kendimizi geri tutmamız (kendimizi kurtarmamiz) gerekiyor ki yolumuza devam edebilelim. 
  • Ne olabilir bu "engeller/sorunlar"? 1) Zincire, boyunduruğa vurulmuş olabiliriz. 2) Özgürlüğümüz elimizden alınmış tutsak kalmış olabiliriz. 3) Maddi boyunduruk altında kalmış olabiliriz. 
  • Türkçemizde fonetik olarak buna benzer bir kelimemiz var: "SAVMAK" Başından her türlü belayı SAVMAK, beladan kendini geri tutmak, kurtulmak. 
  • SAVM, Türkçe'deki sıkıntı veren durumu SAVMAK. SiYAM, ise TOPLUCA SAVMAK demektir.  
  • KURAN RAMAZAN'da, böyle KIRIŞIK/SIKINTILI bir DÖNEMde indi. (Sıkıntıyı Alak suresinden okuyabilirsiniz) Peygamber SIKINTIYI vahiy yardımı ile EYLEME çevirdi ve SIKINTIYI SAVDI. 
  • KIZIŞIK/SIKINTILI dönem bir aile için söz konusu ise, (Miras konularında olduğu gibi) Tüm aile büyükleri bu konuda birlikte çalışmalılar. Karar ve eylemde söz sahibidirler. 
  • Bu kişilerden konuya dahil olmayanlar, (hasta veya yolcu olanlar) daha sonra müsait olunca, bu eksikliği gidermelidirler. SIKINTIyı SAVMAK için gerekli BİLGİYİ almalıdırlar. ŞURA ile KARAR alınmalıdır, eyleme geçilmelidir. 
  • Şehru Ramazan (kızışık dönem) için Kuran çare oldu. "Her ne zaman böyle benzer bir döneme şahid olursanız, yapmanız gereken o sorunlu alandaki bir inceleme, araştırma, iyileştirme çalışmasını yapın." emri verilmiştir. "Oruç aç kalmaktır" denerek bunun üstü örtülmüştür. 

  • Bakara 183'te oruç ibadeti için tüm insanlara değil de sadece iman edenlere sesleniyor. İman etmek güvenmek demektir, öncelikle Allah'a, indirdiği kitaba güvenmek gerekiyor. Yoksa Allah'ı inkâr eden hiç kimse yoktur.  
  • Savm kelimesi Arapçada "dinginlik, hareketsizlik, sakinlik" manalarına gelir. Kur'andaki ayetlerden de yola çıkarak bu kelimeye "tutmak" diyebiliriz. 
  • Peki neyi tutmak dersek, kısaca "insanın kendisini tutması, nefsini tutması" diyebiliriz. Sadece yemek ve içmek mi: Hayır! Tüm nefsani isteklerden kendini tutmak. 
  • Meryem 26 "Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer bir beşer görürsen şöyle de: 'Ben Rahman için oruç (savmen) adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım. "Meryem susma orucu tutuyor; ama susma orucu tuttuğunu insanlara "söyle" diyor. Nasıl söyleyecek ki susma orucundaydı hani? Burada Meryem'in orucu, kendini tutması şudur; sen uzun bir süre burda hiç kimseye bir şey anlatmadan dur, sabret. Meryem uzun bir müddet kavminden uzakta kalıp bir yerde çalışarak çocuğun büyümesini beklemiştir. Çocuk (İsa) büyüyünce de kavmine gitmiştir. 
  • Bu ayetten hareketle savm ifadesinin sadece yeme, içme ile ilgili olmadığı bunun yanında sabır gösterilerek tüm nefsani isteklerden uzak durarak kendimizi tutmamız gerektiğini anlıyoruz. 

  • SAVM; hareketsizleşme, sakinleme, tüm olumsuzlukları/zaafları durdurma, engelleme, savma, kısaca DİNGİNLEŞME çabası; işteşlik kalıbından SIYAM ise; karşılıklı, topluca sakinleşme programı anlamında. 
  • ve alellezıne yütıykunehu fidyetün taamü miskin (2:184) Diyor ki, Sıyam programı içerisinde Savm çalışması yapan için -pide, tatlı, AVM kuyruğunda beklemek değil-, miskinin ihtiyaçlarının giderilmesi bir sorumluluktur! Niye? Umulur ki korunursunuz! (2:183) İhtiyacını gider, bir eksiğini kapat ki kötüye meyletmesin, ve bu eğilimler toplumda yaygınlık kazanmasın! Umulur ki korunursunuz! (2:183) 

Taner Eon Lopez Demirci'nin Görüşü:*  
  • Eğer Kur'an hidayet göstermek için Ramazan ayında indiyse ve de siyam aç kalmak ise bu ikisi arasında ne gibi bir ilişki vardır? "Kur'an indirildi, o zaman aç kalın/oruç tutun" ifadesi tutarsız görünmektedir. 
  • ...sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister... Bakara 185'teki bu yüceltme eylemi aç kalmaktan ziyade Kur'an okuyup Allah'ı zikrederek yapılmalıdır. 
  • Dolayısı ile siyam Bakara 186'da belirtildiği gibi Allah'ın yoğun bir şekilde anmak/zikretmek işidir. 

Δ Yiyin, İçin Δ 

Bakara 187: ...Tan yerinin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizce seçilinceye kadar yiyin için; sonra da orucu gece oluncaya değin tamamlayın... 

  • Ayetlerde gündüz yiyip içemezsiniz diye bir söylem yok. Bunun yerine geceleyin eşlerinizle içli dışlı olunyeiyiniçingülün eğlenin denilmektedirFakat gündüz olunca kendinizi siyama verin, bunlarla ilgilenmeyin.  
  • Geceleyin yiyin için denilmesi ise gündüz siyam ederken yeme içme ile çok uğraşmamız gerektiği (tam açlık değil), atıştırmamız, gece olunca da bu tür şeylere önem vermemiz gerektiği vurgulanmıştır.  


Son olarak içerisinde Siyam geçen ayetler aşağıdaki gibidir: 

Bakara 196 - Yıllık Tartışma Konferansı ve umreyi ALLAH için tamamlayın. Engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar başınızı traş etmeyin; ancak hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunanlar, oruç, sadaka veya herhangi bir ibadetle fidye vermeli. Güven ortamında, her kim Konferans zamanına kadar ziyaretten yararlanırsa, kolayına gelen bir kurban göndermeli. Bunu yerine getiremeyenler, konferans anında üç gün ve döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutmalı. Bu, ailesi Sınırlanmış Mescid civarında oturmayanlar içindir. ALLAH'ı dinleyin ve bilin ki ALLAH'ın azabı çetindir. 
Nisa 92 - Gerçeği onaylamış bir kişi, kaza hali hariç gerçeği onaylamış birisini öldüremez. Kim bir gerçeği onaylayanı kazara öldürmüşse gerçeği onaylamış bir köleyi salmalı ve ölenin ailesine diyet ödemeli. Ancak diyetten vazgeçip sadaka olarak kabul ederlerse başka. Öldürülen, sizinle savaş halinde olan bir topluluğa mensup bir gerçeği onaylayan ise, o zaman gerçeği onaylayan bir köleyi salmalısınız. Ancak, maktul aranızda anlaşma olan bir topluluktan ise ailesine diyet vermeli ve gerçeği onaylamış bir köleyi salmalısınız. Kim (gerekli parayı veya salacağı bir köle) bulamıyorsa, ALLAH tarafından tövbesinin kabul edilmesi için iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. ALLAH Bilendir, Bilgedir. 
Maide 89 - ALLAH rastgele ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile ettiklerinizden sizi sorumlu tutar. Yemininizi bozarsanız cezası, ailenize genellikle yedirdiğiniz yemeklerden on yoksulu doyurmak veya giydirmek veya bir köleyi salmaktır. Kim bulamazsa üç gün oruç tutmalı. Bu, bile bile ettiğiniz yeminlerinizin cezası. Yeminlerinizi tutun. ALLAH güzel karşılık veresiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor. 
Maide 95 - Gerçeği onaylayanlar, yasaklıyken/sınırlanmışken av hayvanı öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası, aranızdan iki adaletli kişinin kararlaştıracağı ona denk bir evcil hayvanı kurban olarak Kâbe'ye göndermesidir. Yahut ceza olarak, yoksulları doyurması ya da buna denk oruç tutması gerekir. Böylece yaptığının vebalini tatmış olsun. Geçmiştekileri ALLAH affetti. Kim bunu tekrarlarsa ALLAH ondan öç alır. ALLAH Üstündür, Öç alandır. 
Mücadele 3, 4 - Kadınlarını annelerine benzeterek yabancılaştırdıktan sonra sözlerinden dönenler, karılarıyla cinsel ilişkiye girmeden önce bir köleyi özgürlüğe kavuştursunlar. Size öğütlenen budur. ALLAH yaptığınız her şeyi haber alır. 
Azad edecek bir köle bulamayan, cinsel ilişkiden önce üst üste iki ay boyunca oruç tutmalı. Buna güç yetiremeyen ise altmış yoksulu doyurmalı. ALLAH'a ve elçisini onaylamalısınız. Bunlar, ALLAH'ın belirlediği sınırdır. İnkarcılar acı bir azaba mahkûm olmuşlardır. 

Kişisel Not: Şimdi sıra sizde! Hangi ifadelerin Kur'an bütünlüğüne uygun olup olmadığına kendiniz karar verin. Rabbim yardımcımız olsun! 


Ahmet Uğur YILDIZ